Oradan bize bakıyor Sait Faik

H Hikmet Metin Çavdar Hikmet Metin Çavdar
0 Altın Yaprak
Ben Sait Faik'i tanımadım kardeşim... Aynı masaya oturmadım, aynı vapurda denize karşı susmadım onunla. Sesini duymadım. Ama sokağını bilirim. Abasıyanık Sokağı benim mahalleme yakındır. Ben o sokaktan geçerken bir hikâyenin içinden geçer gibi geçerim bazen. Çünkü Sait Faik bu şehrin yalnızca yazarı değil, bu şehrin hafızasıdır. Ben onu amca çocuklarından tanıdım. Sade insanlardı. Gösterişsiz... İnsana yukarıdan bakmayan, kimsenin makamına boyun eğmeyen, saygın insanlar... Sait Faik'e yakışan insanlardı. Sonra kitaplarından tanıdım onu. Öyle Bir Hikâye'de insanın içindeki yalnızlığı, Dolapdere'de yoksulluğun yağmurla nasıl çoğaldığını, Dülger Balığının Ölümü'nde ölümün bile nasıl insanlaştığını, Mahkeme Kapısı'nda adaletin kapısında bekleyenleri, Haritada Bir Nokta'da koskoca dünyanın bazen küçücük bir noktaya sığdığını, Alemdağ'da Var Bir Yılan'da insanın kendi yalnızlığından kaçamadığını gördüm. Sait Faik büyükleri yazmadı yalnızca. Küçük insanın büyük yarasını yazdı. Balıkçıyı yazdı. İşçiyi yazdı. Sokaktaki adamı yazdı. Yalnızlığı yazdı. Denizi yazdı. Martıyı yazdı. Ve en çok da insanı yazdı. Sonra bir gün adına verilmiş parka gittim. Orada Sait Faik'in heykeli vardı. Sessizce oturuyordu. Sanki birazdan kalkacak, cebine ellerini sokacak, bir hikâyenin peşine düşecekti. Ama... Birileri karar verdi. Birileri şehirlerin hafızasını kendi karar defterlerinden ibaret sandı. Ve Sait Faik'in heykelini adına verilmiş parktan kaldırdılar. Ne garip değil mi? Park onun adını taşıyor, ama heykeli orada fazla geldi! İnsanın aklına sormak geliyor: Sait Faik'ten mi korktunuz? Heykelinden mi? Yoksa heykelin temsil ettiği o özgür ruhtan mı? Ama hesap etmedikleri bir şey vardı. Sait Faik'i parkından kaldırabilirsiniz... Ama hikâyelerinden kaldıramazsınız. Heykelini yerinden sökebilirsiniz... Ama hafızamızdan sökemezsiniz. Ve sonunda onu yine adına verilmiş sokakta, müzesinin arka bahçesine koydular. Şimdi orada... Sessizce... Mahcup değil. Boynu bükük değil. Kırgın hiç değil. Oradan bize bakıyor Sait Faik. Sanki diyor ki: “Ben buradayım. Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” Ben bazen düşünüyorum: Belki de daha iyi bir yer seçilemezdi. Çünkü müzenin arka bahçesi bir bakıma hikâyelerin arka kapısıdır. Sait Faik şimdi oradan sokağa bakıyor. Sokaktan geçenlere... Çocuklara... İşçilere... Yaşlılara... Aşık olanlara... Yalnızlara... Ve belki heykelini parktan kaldıranlara bile... Bakıyor. Ama öyle öfkeli değil. Sait Faik'in öfkesi bağırmaz. Onun öfkesi bir cümlede durur. Bir hikâyenin içinde sessizce büyür. Bir balığın gözünde parlar. Bir yoksulun cebinde üşür. Bir çocuğun yüzünde yeniden doğar. Ey koltuk sahipleri! Siz heykelleri yerinden oynatabilirsiniz. Ama edebiyatın yerini oynatamazsınız. Siz tabelaları değiştirebilirsiniz. Ama hafızanın tabelasını sökemezsiniz. Siz parkı başka türlü düzenleyebilirsiniz. Ama Sait Faik'in insandan yana kurduğu dünyayı yeniden imar edemezsiniz. Çünkü edebiyatın belediyesi yoktur. Şiirin mülkiyet belgesi yoktur. Hikâyenin tapu senedi yoktur. Ve insanın hafızası hiçbir iktidarın mülkü değildir. Şimdi Sait Faik müzenin arka bahçesinde... Adına verilmiş sokağa bakıyor. Ben de o sokaktan geçerken ona bakıyorum. Bir heykel değil artık gözümde. Bir tanık. Bir hafıza. Bir soru. Biraz da bizim yüzümüze tutulmuş sessiz bir ayna... Ve sanki soruyor: “Ne yaptınız bu şehre?” “Ne yaptınız insanlara?” “Ne yaptınız hikâyelerinize?” Ben cevap veremiyorum. Çünkü bazı sorulara cevap verilmez. Susulur. Sonra başımı kaldırıp Sait Faik'e bakıyorum. O da oradan bize bakıyor. Ve içimden tek bir cümle geçiyor: Usta, seni parkından aldılar ama seni sokağına geri verdiler. Şimdi müzenin arka bahçesinden bize bakıyorsun. Biz de sana bakıyoruz. Sen taşsın... Biz insanız. Ama nedense bu şehirde bazen taş olan daha çok şey hatırlıyor, insan olan daha çabuk unutuyor. İşte buna yanıyorum. Ve biliyorum: Bir gün o parkın adı unutulabilir. Bir tabela sökülebilir. Bir heykelin yeri değişebilir. Ama Sait Faik'in hikâyesi yerinden sökülemez. Çünkü o artık bir parkta değil, bu şehrin vicdanında oturuyor. Ve hâlâ... Oradan bize bakıyor Sait Faik.

Sakarya ·

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

10,0 / 10 · 1 kişi puanladı

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.