İnsandan Yana
H
0
Altın Yaprak
Bu gece yine
Nazım Hikmet geliyor aklıma.
Nedense
geceleri daha çok anlıyorum bazı insanları.
Gündüz herkesin bir telaşı var,
herkes bir yerlere yetişiyor.
Gece olunca
insan kendine kalıyor.
Ben de kendime kalıyorum bazen.
Sonra düşünüyorum...
Nazım ne güzel söylemiş
emekçiyim, sevdayım diye.
Ben bugün
o sözün biraz uzağında,
biraz da içindeyim.
Çünkü emek dediğin
sadece fabrikadan çıkmıyor.
Bir annenin
sabahın köründe yaptığı kahvaltı da emek.
Bir babanın
çocuğu üzülmesin diye
“Yok oğlum, ben tokum.”
demesi de...
Bir işçinin
ay sonunu getirebilmek için
hesap üstüne hesap yapması...
Bir öğrencinin
eski ayakkabısıyla
okula giderken
kimse görmesin diye
başını önüne eğmesi...
Bunları kim yazacak?
Kim şiir yapacak
bu insanların sessizliğini?
Bilmiyorum.
Ben de zaten
şiir yazayım diye başlamıyorum.
İçimde bir şey birikiyor,
sonra taşıyor.
Hepsi bu.
Mesela geçen gün
pazardan dönen bir kadın gördüm.
Elinde bir poşet.
İçinde ne vardı bilmiyorum.
Ama poşet hafifti.
Kadının yüzü ağırdı.
Bazı şeyleri
sormaya gerek yok.
İnsan anlıyor.
Bir ekmek
bazen bir ailenin
bütün hesabını bozar.
Bir çocuğun istediği oyuncak
babanın cebinde
günlerce yankılanır.
Bunları konuşmuyoruz pek.
Çünkü alıştık galiba.
En korkuncu da bu zaten;
insanın
başkasının derdine alışması.
Televizyonda bir yoksul görüyorsun,
üzülüyorsun.
Sonra çayını içiyorsun.
Hayat devam ediyor.
Ama o adamın hayatı
orada kalıyor.
İşte ben
buna biraz kızıyorum.
Kendime de.
Dünyaya da.
İnsanlara da...
Bazen hiçbir şey yapamıyorum.
Sadece bakıyorum.
Sonra içimden
“Böyle olmamalı.”
diyorum.
Çok büyük bir söz değil bu.
Ama bazen
insanın elinde
bundan başka bir şey kalmıyor.
Nazım Hikmet'i
belki de bu yüzden seviyorum.
İnsana inandı.
Bunca şeyin arasında
insana...
Oysa insan
çok yorucu bir şey.
Kırıyor.
Unutuyor.
Satıyor bazen.
Kendini bile satıyor.
Ama yine de
bir yerlerde
iyiliğini saklıyor.
Bir çocuğun cebindeki şekerde mesela.
Bir komşunun
kapıyı çalıp
“Yemeğin fazla oldu, al.”
demesinde...
Bir işçinin
arkadaşının yerine
vardiyaya kalmasında...
Kimse görmüyor bunları.
Belki de
görülmemesi gerekiyor.
İyiliğin de
biraz mahremiyeti olmalı.
Ben büyük laflardan
yoruldum artık.
Dünyayı kurtaracağız,
her şeyi değiştireceğiz...
İyi de
yanındaki insan üşüyorsa
önce ona bir battaniye ver.
Çocuğun açsa
önce onun karnını doyur.
Bir insan ağlıyorsa
“Geçer” deme.
Yanında otur.
Bazen çözüm bu kadar basit.
Bazen de değil.
Biliyorum.
Ama yine de
insandan yana durmak lazım.
Başka çaremiz yok.
Çünkü bir gün
hepimiz yaşlanacağız.
Hepimizin eli titreyecek.
Hepimiz bir kapının önünde
birinin gelmesini bekleyeceğiz.
O gün
yanımızda kim olacak?
Para mı?
Şöhret mi?
Koca koca makamlar mı?
Sanmıyorum.
Bir insan olacak.
Belki hiç tanımadığımız biri.
Belki bugün selam vermediğimiz biri.
Belki de
bir zamanlar kırdığımız biri...
Hayat garip.
İnsan
ne ekerse onu biçiyor demek kolay.
Ama her şey
o kadar kolay değil.
Bazılarının toprağı
taştan.
Bazılarının elinde
tohum bile yok.
O yüzden
kimseye kolay hüküm vermiyorum artık.
Yine de
haksızlığa susamıyorum.
Bu başka.
Bir insanın ekmeğini
elinden alıyorsan
orada susmak bana göre değil.
Bir çocuğun geleceğini
çalıyorsan
orada şiir de susmamalı.
Şair dediğin
her zaman güzel şeyler söylemez.
Bazen
masanın üzerine yumruğunu koyar.
Bazen
küfredecek gibi olur da
susar.
Bazen
tek bir kelime yazamaz.
Sonra sabaha karşı
bir cümle düşer deftere.
Benim de böyle.
Bu şiiri de
öyle yazıyorum işte.
Ne düzgün bir başlangıcı var
ne de kusursuz bir sonu.
Zaten hayatın da
öyle bir düzeni yok.
Bir tarafımız gülüyor,
bir tarafımız ağlıyor.
Bir tarafımız
“İyiyim.” diyor.
Diğer tarafımız
inanmıyor.
Ve bütün bunların arasında
seviyoruz yine.
İşte buna şaşıyorum.
Bunca kötülüğün içinde
insanın hâlâ sevebilmesine...
Belki Nazım'ın
“sevda” dediği şey de biraz budur.
Bir şeyi değiştiremesen bile
ona sırtını dönmemek.
Bir insanın acısını
kendi acın kadar
olmasa bile
biraz olsun hissedebilmek.
Bir çocuğun geleceğini
kendi çocuğunmuş gibi
düşünebilmek.
Ve gece
herkes uyurken
içinden sessizce
“Keşke daha güzel bir dünya olsa.”
diyebilmek.
Ben hâlâ diyorum.
Belki safça.
Belki geç kaldım.
Belki de
dünya benim düşündüğüm kadar
değişmeyecek.
Olsun.
Ben yine de
insandan yana olacağım.
Ekmeğini bölenden yana.
Emeğini satan değil,
emeği sömürülen işçiden yana.
Çocuğunu
yokluk içinde büyütmeye çalışan anneden yana.
Sabahın ayazında
otobüs bekleyenlerden yana.
Gece vardiyasından çıkanlardan yana.
Ve kimsenin görmediği yerde
iyi kalmaya çalışanlardan yana...
Nazım Hikmet'in adı
bir yerlerde kalsın.
Benim aklımda ise
bir insan olarak dursun.
Çünkü şiirden önce
insan olmak gerek.
Gerisi...
Biraz kelime.
Biraz kâğıt.
Biraz da gece.
Şimdi saat kaç bilmiyorum.
Pencerenin dışında
sessiz bir sokak var.
Bir köpek havladı az önce.
Sonra sustu.
Ben de susacağım biraz.
Ama içimde bir cümle
dönüp duruyor:
İnsan insana iyi gelmeli.
Belki dünyayı değiştiremem.
Ama bir insanın
yükünü biraz olsun hafifletebilirim.
Bana yeter.
Çünkü ben
çok büyük bir şey istemiyorum.
Bir ekmek bölünsün,
bir çocuk gülsün,
bir işçi
akşam evine giderken
yarını düşünmekten korkmasın,
bir anne
pazarda parasını sayarken
utanmasın,
ve insan
insana bakınca
başını çevirmesin.
Hepsi bu.
Belki de
sevda dediğimiz şey
tam olarak budur.
İnsanın,
bunca şeye rağmen
insandan vazgeçmemesi.
Sakarya ·
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş