İnsan ayrılırken fırlatmalı şapkasını denize, içinde yaz boyu topladığı deniz kabukları…
Ingeborg Bachmann 20. yüzyılın en önemli Avusturyalı kadın yazarlarındandır. Avusturya’nın Klagenfurt kentinde doğdu. 1945-1950 yılları arasında Innsbruck, Graz ve Viyana Üniversitelerinde felsefe, psikoloji ve Alman filolojisi okudu. Çalışmalarında özellikle Heidegger ve Wittgenstein üzerinde yoğunlaştı. Heidegger’in varoluşçuluk felsefesi üzerine yazdığı tezle doktorasını verdi. İlk şiirleri 1948/49 yıllarında yayımlandı. 1959/60 yıllarında doçent unvanıyla Frankfurt Üniversitesi’nde şiir konulu dersler verdi. 1964’te Georg Büchner Ödülü’nü aldı. Aralarında Fransa, İngiltere, İtalya ve A.B.D.’nin de bulunduğu pek çok ülkeye yolculuk etti. 1965’ten itibaren Roma’da yaşamaya başladı. 1973’te çıktığı Polonya yolculuğunda Auschwitz ve Birkenau toplama kamplarını gördü. Aynı yıl Roma’daki evinde çıkan yangında ağır yaralanarak hayatını kaybetti.
Şiir
- Die gestundete Zeit (1953; Ertelenmiş Zaman, Toplu Şiirler, 2004)
- Anrufung des Großen Bären (1956; Büyük Ayı’ya Çağrı, Toplu Şiirler, 2004)
Deneme
- Frankfurter Vorlesungen (1960; Frankfurt Dersleri, 1989)
Öykü
- Das dreißigste Jahr (1961; Otuzuncu Yaş, 2004)
Roman
- Malina (1971; Malina, 2004)
Oyun
- Radyo Oyunları (2005)
Ingeborg Bachmann şiirleri
But where are we going carefree be carefree when it grows dark and when it grows cold be carefree…
Used together: seasons, books, a piece of music. The keys, teacups, bread basket, sheet and a bed. A hope chest of words, of gestures, brought back, used, used up. A household orde…
Yine ikimiz, koyuyoruz ellerimizi ateşe, sen nice zamandır yıllanmış gecenin şarabı aşkına, ben ise sabahın hiç sıkılmamış pınarı uğruna. Körük, güvendiğimiz ustasını beklemekte.…
Kayın ağaçlarıyla uyanıyorum bugünlerde ve buzdan bir aynanın önünde, alnıma dökülmüş buğday saçları tarıyorum.…
-Hans Werner Henze'ye, Ariosi dönemi için - Hiçbir şey gelmeyecek bundan böyle.…
Harder days are coming. The loan of borrowed time will be due on the horizon. Soon you must lace up your boots…
Each and every thing cuts wounds, and neither of us has forgiven the other. Hurting like you and hurtful, I lived towards you.…
uzundur gece, uzundur, ölemeyen adam için, uzun süre yalpa vurur çıplak bakışları…
Çok anlamlı olabilirdi: tükenmekteyiz, Gitmek zorundayız, çağrılmadan geliriz. Ama konuşmak ve anlaşamamak, Ve bir an bile kavuşamayan ellerimiz,…
Daha katı günler yolda,yakın Dönekliğe ayarlanmış zamanlar Görünür gitgide çevren çizgisinde. Çekip bağlarsın yakında ayakkabılarını,…
Kar olarak asılıyorum dallardan Vadinin baharına, Soğuk bir kaynak olarak dolanıyorum rüzgârda, Nemli düşüyorum çiçeklere,…
Düş yürek zaman ağacından, düşün yapraklar bir vakitler güneşin kucakladığı donmuş dallardan düşün apaçık gözlerden dökülen yaşlar gibi.…
Last Easter Jim put on his blue Frock cwoat, the vu'st time-vier new; Wi' yollow buttons all o' brass, That glitter'd in the zun lik' glass;…
Elbet anlamı olabilirdi: geçip gitmekteyiz dünyadan, Sormamışlar gelirken, çekilmeliyiz şimdi yavaştan. Ama konuşmamıza karşın, birbirimizi anlamadan ve karşımızdakinin ellerine bi…
15 / 39 gösteriliyor