o gelincik şirini umutlu okul günlerinde cesurdum hep güzellik için savaşmakta evimiz yoğun kavşaklara bakardı sabahları temizlik saatleri…
Ankara dogumlu.Ilk ve orta ögrenimlerini sirasiyla Adana,Kirsehir ve Ordu illerinde yapti.Ç.Ü. Fen-Edb.Fak. Türk Dili ve Edebiyati mezunu.Türkçe ögretmenligi yaparak geçimini sagliyor. ve perde: ARI MAYA o zamanlar yağmurda çöp yüzdürdüğüm günlerdeydim.ve yoktu yarın kaygısı.çıplak ayakla gezmek en büyük rütbeydi. yaz kış farketmez at bokundan çok çok* yapardık gerçeği yoktu.herşeyin bir zamanı olurdu.uçurtmanın,topacın,tornetin.tapanın,gullenin,kuş lastiğin,lastikli mancınığın. kimse bilmezdi ama gelirdi zamanı işte.mahalleye beşinci sınıf asfalt yapılırken hep kaçardık okuldan. küçük ev* başladığı zaman sokaklar boşalır biz erik yolmaya çıkardık ağaçlara. saçlar hep alabrus okulun şaşı hademesi traş ederdi.herkesin hayalleri olurdu. gazoz,su tabancası,aşortmen lacivert beyaz çizgili v.s. panter sport alındığı zaman bayağı bir süre giyilmez saklanır arasıra çıkarılır bakılılırdı. yazboyu giydiğim botları hiç unutmam.mahalleye özürlü ayakkabı gelirse yaşadığımızın resmiydi.çuvalla gelir dökülürdü yere. daima okulun en güzel kızı olurdu.ve herkes ona aşık.ceylan’ı hiç unutmam.ibne duran önünde donumu indirdiğinde ben hala hava atmayı sürdürmüştüm be.babamın resmi gömlek kumaşından annem lastikli don yapardı. yağmurda şemsiyemiz olursa özellikle girerdik suyun altına.mahalle kavgalarımız bitmezdi hiç.en çok küfreden övülürdü.mahalle maçlarında herkes dünya kupasından isim seçerdi kendine.ben orda bile yedektim. teksas,tommiksler okunur değiştirilirdi.innecilik oynarken görülen külotlar mahallede skandal olurdu.seyvan sümüklü olduğu için kimse onu hasta olarak kabul etmezdi.ben hasta bakıcının kızı özleme yanıktım.ama songül girerdi hep aramıza. yazın damda yatılır saman yolu takip edilirdi.damdan dama konuşmak en güzeliydi sohbetlerin. bir kahve bakkal tarandı mı boş kovan arardık.ölüm haberleri tüm mahalleye çökerdi.hüzünlü bir duman gibi. 12 eylül oldu babamı sürdüler varto’ya.biz kaldık adanada.yoksulluk... paramız olmazdı.okuldan çıkınca arı mayaya yetişmek için koşardım ama yetişemezdim hiç.hep aynı bahçeli evin önünde durur perdenin arasından hayalini izlerdim. yıllar sonra öğretmen oldum baktım arı maya oynuyor.hayatımda pazarları ilk defa arı maya için kalktığımı hiç unutmam. *çok çok:adanada çubuğa dolanan ballı şeker renklidir çocuklar tarafından çok sevilir.artık yok. *küçük ev: sevilen aile dizisi lora ana kahraman genç kız ıı.perde: evimizin arkasında hurma ve incir ağaçları vardı.arkadaki evde deli yusuf.deli yusuf durmadan darbuka çalar gece gündüz.bazen düğünlere gider bahşiş de alırdı.tabi biz de yanında otlanırdık. bayramlarda sevinç dolu bir utanma yaşardık nedense.herkes bayramlıklarına bakardı önce kıt kanaat alınmış.kurban bayramı daha çok sevilirdi et olduğu için.kuyrukların bitmediği zamanlardı.hayatımda acından at boku yiyen birini ilk defa gördüm o zaman.millet toplanmış başına kimi cahil gülüyor,kimi diyor bir yarım ekmek... mahallenin girişinde terkedilmiş bir ahşap ev vardı.12 eylül'den sonra çok yoksul birileri geldi.herkes yiyemediğini götürürdü o eve.kim olduklarını bilmezdik.çocukluk bu ya korkardık bir de.at boku yiyen adamı orda görürdük.sigara içirirlerdi.bafra,birinci.hep yere bakarak yürürdü.birşeyler aradı sanki. mahalli sanatçılar vardı,ekrem serttaş bizim idolümüzdü.en çok da tabi ki düğünlerde söylediği altın yüzüğüm kırıldı türküsünü sever dinler izlerdik onu hayran hayran. beni en çok hamit etkilemiştir.ilginçtir ama onun öyküsünü kendimden bile saklardım.niye? bilmiyorum... babası fabrika işçisiydi.ablası d abla da.babası kazada sakatlandı.aylarca yattı sakat kaldı.kalkamadı.talihsizlikler de öyle başladı.derya abla sonradan siyasi olaylara karıştı.o çok saygındı mahallede.asiydi.atılgan.güzeldi,şahin gibi sert bakışlı.hepimiz hayrandık ona.nasıl aşıktık,bitmezdi adı,lafı... d abla'yı fabrika çıkışı vurdular.yıllarca karnını tutarak gezdi. hamit'in bir de s diye ablası vardı.ablamız da bitmezdi bizim o da ablamız sayılırdı sayılırdı da s ablanın ablalık yapacak hali yoktu.süslenir giderdi bir yerlere... olan oldu s abla'yı birkaç kişiyle gördüler adı orospuya çıktı.kayboldu gitti s abla birgün...adı bile anılmaz oldu bir süre sonra... hamit'in en ufak ablası e.ilginçtir kimse sevmezdi onu.sağır kız derlerdi bir kulağı duymadığı için..hırsız derlerdi.ama hayırlı çıktı işte.verdiler almancının birine..mutlu oldu,yardım etti anasına atasına. ardından hamit hastalandı.böbreklerinden.önüne bir torba bağladılar.içi kanlı sidik dolu.çocukça herkes sorardı:'en çok ne istersiniz'? kimi sipor ayakkabı,kimi gazoz,kimi arabayla gezmek,kimi uçağa binmek.hamit buruk:'hastalığımın iyileşmesi 'derdi. yaz sıcaklarında damda yatarken sabah kalktığımda onu uyanmış çok ağır yük gördüğü torbasıyla oynarken görürdüm. bir süre sonra hamit'in annesi h yengenin o erkek sesi duyulmadı.nasıl bağırırdı defalarca hamiiiiiiit,hamiiiiitt....babam taklidini yapardı bazen. sesinden dolayı mahalledeki kadın kavgalarında herkes hayriye yengeyi tutardı.iddiaya bile girerdik.karşısına da en iri yenge olan sonradan pavyonda garson olduğunu duyduğum fırlama g'nin annesi d yenge'yi çıkarırdık.kadın dayanamaz kavga ederdi.büyük oğlu c kazada ağzı yana kayınca mahalle de laf çıktı.mahalle kavgalarında c allah kitap küfrettiği için allah da öyle yamıltmıştı c'yi işte.d yenge dayanamaz kavgalara girerdi hep.en çok da mahallenin lafçısı z'yle.sonra verdiler onu da birine de kurtuldu millet.... babamı bu sefer kırşehir'e sürdüler.ayrıldık mahalleden..çoook yıllar sonra duydum ki hamit ankara'ya trenle giderken ölmüş.çok sevdiği trende hem de.annesinin kucağında garibim.hala kulaklarımda o kalın cırtlak ama tuhaf tutkulu özleyişli ses:'hamiiiiiittt,hamiiiiiiitttt....... III.perde günler nasıl gelir nasıl geçer bilmezdik.yaz tatilleri...fesleğenler,saksıda yeşil domatesler ve anneannemin küçük biberleri...ha bir de mahzun kauçuğumuz... annemin parlak mavi renkli diktiği lastikli donu hiç unutmam.çocukluk aşkımı ilk onunla öpmüştüm ondandır belki. sular hep kesik...olsun...çeşme başı oyun yerimiz ya nasıl olsa...ayaklarımıza terlik de giymeyiz hem.bu çocuklar arasında büyük bir rütbedir... ulaşamadığımız ne varsa akşamları gökyüzüne bakarak hayallerdik.şekerler,pastalar,uzak diyarlara uçarak gitmek.... plastik çiti ya da mintaks deterjan kutuları çıkarılır, içine bez serilir eskimo satmak için.satamazsan yersin.eh satmamak isteyen de olurdu tabi...yemek için...önümüzde para keseleri.akşama belki karpuz alırız.belki plastik kara bir tabanca.ya da 100 gram kıyma annem yemeğe katar. yoksulluk herşeyi alır ama umudu ve mutluluğu asla...mahalleye seyyar dönme dolapçı gelirdi.50 kuruşa.binemeyen çocuklar da en az binenler kadar mutlu ama biraz buruk...yaza doğru halılar çıkarılır..tabaklarla yıkanır.tabak ters çevrilerek iyice sürtülür.çocuklardan annelere asla sıra gelmez. eğer yazsa dama cibinlik kurulur.yıldızlar,samanyolu..aşık olmak da öğrenilir işte..kaç yıldız kaydığını sayarsın onunla..ertesi gün.damlar arası aşk... kışsa yandık...erken yatma zamanı.ay sapsarı gelirdi.sessizlik belki yağmur.sabah çamurlu yollara bakıp onu bekleyeceksin.beklemek...belki yaşamak bu... hala pencereleri aklımda...sanki içimdeki o sıcak ve keskin ışık ondan kalan yegane yadigar.şiir gibi.jilet gibi.is kokulu.talaş kokusu.akşam bulutlarının cürretkarlığı. hastalıklı yoksulluğun içinde açan biricik bir aşk çiçeği... IV.perde kışı çok severdik.kavga dövüş evlere sobalar kurulurdu.kimi emanet kimi güç bela alınmış.karanlık ve soğuk yağmurlu havalarda evin en büyüğü gibi dert alan biricik dost soba olurdu.odun alınacaksa eğer ilk iş odunların hızarda doğranmasını seyretmek ardından at arabasıyla eve taşımak olurdu.atın kıçına bakıp bakıp gülerdik.zavallıcık hayvana...cılız at...gri noktalı beyaz at.. bizim eve nerden bulunduysa tuhaf şekilli bir gaz sobası bulunmuştu bir kere.bir sevinç..bir sevinç..koşa koşa bir bidon gaz...kıt kanaat...ama o görkemli soba bizi bir türlü ısıtmadı gitti....bu sefer pamuk talaşlı ortasına sopa koyulup yakılan soba...ısındık...faresiz bir sıcaklık oh ne güzel..yazın fareler incir ağacından eve atlardı da..korkudan bir gün haşladığım yumurtayı ocakta unutmuştum..sonra güm...yumurta tavanda yıllarca kaldı...çocukluk işte bulduğum bir yavru fareyi marulla beslemeye kalkmıştım...annem gene de kızmamıştı..farecik balkondan aşağıya gittiii.. akşama doğru yağmur yağarsa yaşadık..millet evde dizi izliyor...sokaklar bomboş bizim..yollar asfaltsız...akan sularda çöp yüzdürme yarışı..çöp bir yere takılırsa elle itme hakkın var...soğuktan ellerimiz uyuşur gulle-bilye- tutamazdık. çantamız yoktu.şeffaf naylon torbalarla okula giderdik.annem salçalı ekmek koyardı..bi iştahla yerdik unutmam..hele şöyle bir kıymayla da koklattıysan...uğur diye bir arkadaş vardı.babası dolmuş şoförü...çocuk,öksürüğüyle meşhur...öksürdü mü yer gök inliyor...genelde ona da verirdim ekmeğimden... marko diye bir çizgi film vardı.cuma akşamları asla kaçırmazdık..çok insancıl...marko bir gün bir şey demeden çekip giden annesini arıyor durmadan.omzunda bir maymunu var...sokak sokak kent kent geziyor marko... ben mahallede ne kadar kız varsa aşıktım zaten.kışın taksicinin kızını eve çağırır isim şehir oynardım.imalar..nümayişler...bu m aymun iştahlılığım yüzünden kızların hepsi tekmeyi vururdu zaten...okuldan kaçar sokağımızdaki boş araziden kurbağa yavrusu toplardık..bir kaçgün kavanozda izler geri bırakırdık.karınca bile beslemeye kalkmıştık yav be ha ha ha...üç beş karıncaya ömür boyunca yetecek kadar ekmek...hı ekmek demişken ekmek zamları hemen duyulur duyurulurdu.ilk söyleyen de bir havalar bir havalar...karıncalar ekmeği yiyecek mi diye izlerdik tövbe..bi lokma almazlardı onurlu yaratıklar.kırmızı karıncalarla kara karıncalar kavga ettirilirdi...kırmızılar renginden dolayı türk karıncası kabul edilir kayırılırdı.baktın karalar yeniyor ne yazık bi kaç darbe hayvana..illa kırmızı yenecek... ama kışlar değişik işte..o daracık sokağın sisli puslu is kokulu hali...unutulur gibi değil...evlerden ümit dolu sesler geliyor hala duyuyorum... uzatma kablosu kısa lambalı pencerelerinde hala onun gölgesi...yarının heyecanıyla yaşıyorum.seviyorum.ümitliyim..bu gün iyi bitti.oyunda hep beni eş seçti... uzatma kablosu kısa lambalı pencerede hala onun gölgesi...yüreğimdeki ince siyah çizik...üşüyorum..onu özlemişim... V. perde Şiirsel Şiir akşam olurdu mahallenin daracık sokaklarında kahkahalarının gölgesi duvarlara dokunmak için koşardık ilk önce kim dokunacak ağabeylerimiz duvarların içine tıkılırken biz duvarlara dokunma yarışında belki çocuksu bir kalkışmaydı zaten hiç silinmezdi o bordoya çalan kırmızılı kahrolsun faşizm yazısı ayaklarımız çıplak ben hep susardım o zaman da karnım tulum gibi şiş olurdu su içmekten yıllar sonra aşık olduğumda gene suya koştuğumu hiç unutmam akşama meydan okumak büyük forsuydu hepimizin “nitekim” ağabeylerimiz faşizme biz akşama meydan okuduk onlar hapishaneye biz meyhaneye transfer olduk sonrası yağmur yağdığı zaman etrafa bir sessizlik çökerdi sadece damlaların sesi tıpır tıpır şıpır şıpır bir şaşkınlık içe dönüklüğü kuşların ağaçlarsa açılır saçılırdı gelinlik kızlar gibi yaprakların koyu yeşil iddiası sevişirdi soğuk bir griyle yalnızlık sulu lacivertle şamarını atadursun ruhlarımıza biz hala aşkımızla çocuksu öpüşmek peşinde “bulutlar evlerin damına işiyor” yağmurun dinginliğin sakin gönencin çocuk dilindeki anlamıydı bu ayaklarda naylon çizme yağmur suyunda dolaşmak en büyük zevkimizdi bakkalın oğlu fehmi’yi suya yatırmak manava hıyar almaya pijamayla gitmek paçaları da çorapların içine koydum mu bir yeme de yanında yat olurdu hani dallas hayatımıza girene kadar aldatmak nedir bilmedik evcilik oyunumuzda sonradan ceyar’da çıktı şerif taytıs’ta içimizden benimse ne bir kahramanım oldu ne de kahramanı oldum bir kimsenin ben hep yalnızdım hep kaçak güreştim işi hep isyankar romantizme döktüm “ha ha ha” bu yüzden de hep kaybettim sık sık kaybettim ben kazanmayı öğrenmeden kaybettim aşk buydu zaten kaybetmek… şairin kanaat notu: hayat gurbetinde ölümü mesken tutana kadar aramaktır aşk dün yağmurda erik ağacında üşümek bugünse yağmurda erik ağacında üşümeyi özleyip üşümek ay ışığında karşı penceredeki gölgeyi seyrederken uyumak hayatın sonralılığı bu…. VI. perde Bu Benim Yalnızlık Şarkım akşam alacasında çocukça düştüğüm yanılgılarımla gözlerim seni sevdiğimi anlardı ben gözlerime inanamazdım ben kendime benzemezdim sana inanırdım kapıldığım kış bulutlarını kabullenişine acılarım senden yanaysa hiçbir mutsuzlukla örtüşmezdi susarak ağlamayı bekleyişim bu yalnızca benim yalnızlık şarkımdı senin şarkısızlığına şarkı olmak isteyişimin şarkısı dünya dışlardı beni güneşin kötü çocuğuydum sabah serinliğinin şiirini çalmıştım senin için birlikte üşümek için birlikte özlemek için beyaz bembeyaz sessizliğimizi
- basilmis eseri yok
Kağan İşçen şiirleri
bir sıkımlık canım var topu topu niçin bu kadar güzelsin acemi orkestram semtleriyle senin mi bu istanbul hangi sokağına baksam yeni bir özlem…
1 acılarımın bir adı yok tanımı sabahlarımın…
yalnızlığımla sarılırdım ikindilerine portakal çiçekleri yeni yeni açardı gölgeler yorgunlaşınca mavileşirdi ayrılık susardım…
kent yalnızlıklarıyla sarsılıyor ikindileri yaşama sevinci hiçkimsenin yalnızlığı benzemiyor başka hiçkimseninkine…
suya sarılsam su hoyrat acı ölümsüzlüğün adı olmalısın sen meyveler dalgın tesellisiz mevsimlerde...…
iki arada bir derede yıllar ruhumu kurcalayan bu sayrılıkta yıllar çabucak kabullenirlerken mutsuzluğu…
adana'da yaz uykusu geliyor kırlarımıza hangi ayrıntılar solmuş temmuza varmadan daha yorgunluğumuz duygulara boğduğumuz telaşımız belki kırlangıçlar gene yuva kurar otobüs garajla…
eski tadlarda kaldığımla ağlıyorum sokaklarda çarşı kokulu kaldırımlarda eğreti türküsünde sevdanın yamaçları emekçi gönenciyle mağrur gurbet hatıralı mütebessimliklerdeyim bilsen…
kesin çizgilerle ayrıldık hep aynı başlangıca bakan gözlerimizden…
siluetin durdu boğazımda nefesin değildi ansız esen duraklarımın yapraksızlığında hüzün tarlalarında acı başakları coştu…
yeni bir tan hazırlanıyor adıma yüzünde andığım kendi tufanımdan öte soluksuz bir sona bağdaş kurup gülüyorum tüm duraklarına ömrün...…
aramızdaki şiirin adı yok belki çünküsüz bir akşamdan yoksunduk çok çok bakışlarımıza uymayan gölgelerde birleşti çizgilerimiz...…
çay içer gibi biter sıcağından zevk alırsın onda demlenir sen tüketirsin...…
kadar şen şakrak akardı günlerimiz sanki biz sokaklara değil…
15 / 794 gösteriliyor