Hakkınız var mıydı Geçmişin hüzün dokulu tablosunu En masum yerinden yok etmeye...…
/ey yaşam söyle bana hangi muammanın hangi yamacında saklıyorsun alazında donmuş darağacını/…
gecenin tenine sabahın buğusu yağdı öğrendim… ki adı ateşmiş sokakların eşref saatinde…
Tutabilmişken düşlerin yelesinden Gururun sarkacına asıldı Asaletin esaretindeki duygular…
Hani bir rüzgar eser dağların yamaçlarında Dağların kızı papatya kafa tutar da Minicik bedeni tutunur ya toprağına…
♥ Vedalar kıyafetimiz olmaya başlayınca başlar ruhumuzun en derin yerleri üşümeye… ♥ Aşk oynanması en kolay kazanması en zor oyundur...…
♥ Erdem, susarken bile nefes veren onur kalesinin yıkılmayan surlarıdır... ♥ Hanilerin içinde kapanır içimizdeki cennetin kirpikleri……
/vuslatın şakağında fesleğenler ağlar ay yanığı hüzünler zaptedince umudun ervahını / gecenin göğsünü emerken firkat güncesi…
Ses gitti kıvrımlarında yaşamın Sığındı parmaklıkların gölgesine Döküldü soğuk duvarların Gülüşler değmemiş anlamsız boşluğuna…
Zamanın avurtlarında Gecikmiş baharın dikiş izleri Mekan kurar en kuytu sokağıma…
Bugün İstanbul'um Notalarım İstanbul Doğa bırakıverdi tüm seslerini Kapaklarını açan hüzün barajına……
Yetim kelimeler Anlamına koşuyor Zamanın delikanlı duruşunda Bekleyişler emziriyor…
bağrı yanık bir nakaratın göçebe ayazında kaldı duvağım ellerim dokundukça kınası ıslak düşlere…
an! zamanın kıvrımlarında bilmece çözmek için saklanılan anahtar iliklerimde…
Buzdan duvarlarımın gizinde Budanırken kanatsız düşlerim Bulutlar şiirin şakağına dayar Tetiği çekilmiş ıslak kelimeleri…
15 / 83 gösteriliyor