saat gece yarısını sessizlik geçiyor nihayetimin kederinde demlenen çaresizliğimle sana dair yazdığım bütün manidar sözlerimi…
kırdım kalemimin şifresini hiddetle ayağa kalkan sözlerim devrildi terlemez kalemim kekelemez…
Kederliyim, içimdeki hıçkırık seline kapıldım azgın yolların alınganlığı kadarım ölüp ölüp dirilen sokaklar gibiyim…
okyanus uzunluğunda yokluğun zamansız yordu beni bir nebze olsun saçmalıklar nefesi değsin…
derin düşüncem üstümü kaplayan gölgende ağırım kendime her akşam bir türkü tutturuyor özlemim kıvrım kıvrım uzayan yolundan geçiyor, dokunaklı..…
aklım aşk tatilinden döndü gittiğim yerde en ağır işçisi oldum aşkın gökkuşağının renginden diktiğim tulumumu günün ilk saatlerinde çektim sıska bedenime…
öyle başıboş bırakma suskunluğunu güneşin gölgesi yürüdükçe uzar ağırlığını yaşadığım hayatın sensizlik krizlerini tartıyor omuzlarım…
bir çocuk var gözlerimde varlığıyla bütün boşluklarımı dolduran bir çocuk var gözlerimde içimin dehlizlerinde koşup oynayan…
ben bu dünyanın gölgelerini cennet sandım cennetinde yandım, cehennem beni neylesin ağır ağır düştü takvim yapraklarım düştükçe kalktığım…
bir aşk düşün gölgesinden kaçmak istedikçe kal diyen ses tonunu ayağınla çiğneyip yengeç kaçışlarla ayrılığı öptüğün…
bu gece içimde usta bir sızı var efkar temelli yerleşti yüreğime boğazımda bir yutkunma oturdu genzimin çay bahçesine…
ne zamana malik olmayı başarabildik ne de yüzümüze vuran sahte güneşe sırtımızı dönebildik…
ne zaman içime bir korku düşse aynadaki aksime sığınmak isterim cinneti yüreğine saplanmış bir ben görürüm benim gibi bakmayan…
korkular bulaşıyor seğiren gözüme gecenin vurgun forsu sırıtıyor yüzüme gözlerimin filtresinden geçiyor acılarım geçmiş zamanlarım tükeniyor avuçlarımda…
Sen! içimi azarladığım huysuzluğum gözümün damarına çelme taktıran gece rüzgarım…
15 / 16 gösteriliyor