İnsan lekesi!..

S Sevinç Uslu
0 Altın Yaprak
kıyasıya kavgalıydı yoksulluğumuz toprakla ölümüne fukarakondularımızı ter ve emekten kırılmaz mertlikle örmüştük temiz dostluklar, sıcak gülüşler sonsuz vefa içinde yoksulduk fakat, aşktık aşka aşık kararmış umutlar mekân tutamazdı toprağımızda yağmur kokusuyla boy attıkça menekşelerimiz tek göz odalı evlerimizde aşkla çoğalırdık saçlarımızdan fışkıran güneşe gaz lambasının fitilinde yıldızları kırpar gökyüzünden bir neyin içli sesinde yahut sazımızın türkü tellerinde soyunurduk duygularımızı çırçıplak tanıdık nağmelere boyanırdı asuman kızıl ufuk boydan boya al kanımız bayrak gibi yüzlerimiz berrak, yalın ayak arzularımız yakınca şefkatliydi kucaklarımız kucaklardı nimetini hatmettiğimiz kurban olduğumuz toprak yetmezdi çoğu zaman sıcak somunu az görür et suyunda pişmezdi çorbamız dudaklarında; birinci, bafra, gelincik asası esas, tespihi boncuk boncuk sabır ve şükür anlatırdı büyükler ağız dolusu hürmetle dinlerdi küçüklerimiz buğday tanesi tebessümleri buram buram yoksulluk çevreler de küfür kusmazdı şafak vaktinde yarın bohçamıza bozuk kelâm dürmezdi ah! bu dilimiz bilirsin nasıl yoksulduk yoksul olduğumuz kadar umuttan umut doğururduk yani mutluyduk gülüm mutluyduk sonra.. güle oynaya birer birer savurdular dört bir yana içimizden içimizi yaprak misali yüreklerimiz boğum boğum boğazında memleketin düşünce mevsimine o sarımtırak sonbahar yanaklarımız alev topu gözlerimiz kıyamet çukuru şaştı bulutlar söküldü tüfeğin ucundaki karanfil süngü dayandı gırtlağına bebelerin izansız ve vicdansızlar yüzünden gözyaşı olduk her kıtada açlıktan derisi kemiklerine yapışmış sesi dudaklarında kurumuş esmer tenli çocuklara küme küme dizilmiş düşüncelerimiz acı yudum her lokmamız meliyoruz kuzu gibi gülüm varlık içinde yokluk insanın insana, sevginin barışa yetmediği ölüme seyirci koca dünyada yoksulluktan öte sefiliz devir değişmiş/miş ayak yorgunu kaldırımlar ay ışığında diş(i) izleri gecenin kaç yıl ağrısı başımda modern yüzyıl vahşeti bir çocuğun içinden geçiyor silahlar ve tanklar mutsuz kere umutsuz acısı acıyla ovulan gün sofrasında sancılı yüreciğim düş/sel yamaçlarında dağların küsedurmuş papatyaları ölümle burun buruna yaşamaktan tutmuşlar nefeslerini alınlarında halat ey hat! hamurunu yasla yoğuran kabilemin derin çizgili kadınları susarım içime gözlerim iğdiş, ellerim kopuk ayaklarım prangalı manivelasında tarihin değişmeyen kırkağaç gölgesi kırık ayaklı iskemlesinde boğazıma geçiriyor terör ipini de! süredursun seyrini nereye gittiği belli olmayan nevrotik ilişkilerin bencil güzergâhında içimin mezarı be(de)ni ikiye bölen (z)aman treni dursun gülüm dursun anam hasta, babam kahır kamburu bacım ölümün düğününde şehit gelini hayat dursun, ineceğim onca bebeyi karınca sessizliğinde sol omzunda nazarlığı ile gömmek dokunuyor künyemize kazınmış namusumuza etik-etimizde ar,edep ismimizle müsemma susarım içime, diyetim hâre su katılmamış usda şalamar ten mecburu mum ağlıyor gıcırtısını özlediğim kapıların eşiklerinde aynalar bulup bulup yitiririm tekrar buluncaya kadar yazılan mısralarda bizi saplanır hançereme şiir oku şiir oku gülüm şiir oku ezginin sese koşması gibi elbet buluşturur yüreklerimizi bakarsın deniz koynuna alır güz gazalı, can ölüsü sözlerimle zemheri zindanlarında sarkıtlar düşmeden üstüme örtülmeden gazete sayfası düşerim kelime diplerine bir su damlasında gizli başım gözüm üstüne derim eyvallah! anlayana sevdam kan revanım kızılcık şerbeti başım gözüm üstüne helâl şiir anamın ak sütü gibi ... ( hare / İstanbul – 2007 )

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.